İbrahim aleyhisselâma bir gece rüyasında "Hak teâlâ sana oğlun İsmail'i kurban etmeni emrediyor" denildi. Uyandığında çok korkmuştu. E'ûzü besmele çekerek abdest alıp namaz kıldı ve tekrar yattı. Yine aynı rüyayı gördü.
İbrahim aleyhisselâm oğlunu kucağına alıp, hanımına dedi ki:
-Ben yarın Rabbime ibâdet için evden çıkacağım. Oğlum da benimle gelecek, güzelce yıka ve en güzel elbiselerini giydir!
Annesi İsmail aleyhisselâmı hazırladı. İbrahim aleyhisselâm ile oğlu evden çıkıp gidince şeytan yaşlı bir insan kılığında hanımının yanına geldi:
Annenin yanından kovulan şeytan oradan ayrılıp İbrahim aleyhisselâmın yanına geldi.
-Sen nasıl babasın ki, oğlunu boğazlamağa götürüyorsun?
-Ey bedbaht! Ey mel'un defol! Eğer benim yüzbin oğlum olsa Allah için yine hepsini kurban ederim.
Baba tarafından terslenen şeytan İsmail aleyhisselâma yanaştı:
-İsmail, baban seni kesecek!
-Hiç baba evlâdını keser mi?
-Ona Rabbi'nden ferman geldi.
-Eğer Rabbim için kurban olup, kabul edilirsem bu benim için en büyük şereftir.
İsmail aleyhisselâm, şeytanı kovdu ve arkasından da birkaç taş attı.
İbrahim aleyhisselâm Mina'ya gelince biraz oturdu. Oğlu orada oynarken, kendisi de ağlıyordu. Babasının ağladığını gören İsmail aleyhisselâm gelerek dizine oturdu:
-Babacığım sizi ağlamış görüyorum?
-Oğlum, Rabbim bana seni kurban etmemi emir buyurdu.
-Babacığım, emrolunduğun gibi yap! İnşâallah beni sabredenlerden bulursunuz.
İbrahim aleyhisselâm oğlunun bu haline sevinerek gözlerinden öptü.
İbrahim aleyhisselâm oğlunun her iki elini ve ayaklarını bağladıktan sonra, yüzükoyun yatırdı ve besmele ile bıçağı boynuna vurdu. Bıçak kesmedi. Bir daha vurdu, yine kesmedi. Dönüp bıçağı taşa çaldı, taş yarıldı. O anda bıçak dile geldi:
-Ey Halîlullah! Boşuna uğraşıyorsun, kesmem. Çünkü Allahü teâlâ bana "Kesme" buyurdu.
İbrahim aleyhisselâm "Bu hareketimiz kabul edilmedi mi?" diye korktuğu sırada. Bir nida geldi:
-"Ey İbrahim! Oğlunu kesmekten vazgeç ve onun yerine koçu kurban eyle!"
Hazret-i İbrahim, Cebrail aleyhisselâmın bir koç indirdiğini gördü. Oğlu, İsmail aleyhisselâmı çözerek koçu ban edip Rabbine şükretti.
Hicrî Kamerî aylardan Şevval ayının birinci günü Ramazan Bayramı, Zilhicce ayının onuncu günü de Kurban Bayramıdır. Ramazan Bayramı, üç gün, Kurban Bayramı ise dört gündür. Müslümanlar bayram günlerine ayrı bir önem verirler. Zira bu günler, günahların affedildiği, birlik ve beraberlik duygularının pekiştirildiği, yoksulların sevindirildiği günler olması bakımından sevinç ve neşe kaynağıdır.
Yunus Emre hazretleri, tasavvuf ehli, Hak âşığı bir zattır. Şiirleri, asırlar boyunca zevkle ve ibretle okunmuştur. Türbesi, Eskişehir'in Mihalıçcık ilçesine bağlı Yunus Emre köyündedir. Başka yerlerde de makamı (türbesi) olduğu bildirilmektedir.
1948 yılında, Ankara-Eskişehir demiryolu genişletilirken, Yunus Emre hazretlerinin mezarı kaldırılmak istendi. Fakat bütün gayretlere rağmen buna muvaffak olunamadı. Hatta bir defasında, döşenen rayların sökülüp 8-10 metre geriye atıldığı görüldü.
Bunun üzerine, yakındaki tepeciğin üzerine nakledilmesi düşünüldü.
Medeni, kültürlü ve namuslu bir insan; her şeyden önce, dürüst ve çalışkandır. Tahsil yapmış veya okuyarak kendi kendini yetiştirmiştir. Sözü, özü doğrudur. İşlerini, son derece dikkatle, başından sonuna kadar takip eder. Gerekirse, normal iş saatleri'nden daha fazla çalışır.
Vatanını, milletini ve bayrağını sever. Memleketin kanunlarına son derece saygılıdır. Onlara karşı gelmez. Âmirlerine itaat eder. Her bakımdan, iyi ahlâkıyla, çevresine örnek olur.
İslâmiyetin emir ve yasaklarını iyi öğrenip, onlara titizlikle uyar. Çocuklarının, imânlı ve güzel ahlâklı yetişmelerine çok ehemmiyet verir. Onları, kötü arkadaşlardan ve zararlı yayınlardan korur.
Verdiği sözü tutar. Zamanın kıymetini bildiği için, her işini dakikası dakikasına yapar. Üzerine aldığı bir işi bitirmeden, içi rahat etmez. Bir işi yarına bırakmak şöyle dursun, yarın yapılacak işi, mümkünse bugün yapar.
Böyle kimseler, ruhunun temizliği yanında, vücut temizliğine de çok dikkat eder. Kullandığı eşyalar, yiyip içtikleri, evi, çevresi hep temiz olur. Ayrıca güleryüzlü, tatlı dilli, vakur ve kibârdır.
Anasına, babasına, hocasına, büyüklerine karşı son derece saygılıdır. Herkesle iyi geçinir ve kendisi ile iyi geçinilir. Kibirli değil, son derece alçak gönüllüdür. Kimse ile münâkaşa etmediği gibi, kimsenin de kalbini kırmaz. İffetli, cömert, iyi niyetli, şefkatlidir. Kimseye hile, hıyânet ve kötülük yapmaz, böyle şeyleri düşünmez bile.
Kötü huylardan hiçbiri kendinde bulunmaz. Buna karşılık, bütün iyi huyları kendinde toplamıştır.
Böyle olan kimseler, dünyada rahat ettikleri gibi, âhırette de rahat ve huzûr içinde olurlar.
İbrâhim Havvâs hazretleri, İslâm âlimlerinin büyüklerinden ve evliyânın üstünlerindedir. Cüneyd-i Bağdâdi hazretlerinin talebesidir. Hicri 291 yılında vefât etmiş olup, kabri Rey şehrindedir. Kendisi başından geçen bir hâdiseyi şöyle anlatıyor:
Bir sene hacca gitmeye niyet ettim. Bu niyetle yola çıkıp ne zaman Kâbe-i şerîf tarafına gitmek istedim ise, gayr-i ihtiyari ters istikâmete gidiyordum. Allahü teâlânın irâdesi beni batı tarafa çekiyordu. En sonunda İstanbul'a gitmeye karar verdim. Şehre girdim.Yüksek bir köşk gördüm. Kapı önünde bir kısım insanlar, bir araya toplanmışlardı. Yaklaştım ve sordum.
- Niçin toplandınız?
- Rum kayserinin kızı delirdi. Çâre bulmak için doktorları topladı.
"Bunda bir hikmet olsa gerekir." dedim ve içeri girdim. Orada Kayser'in kızını ondördüncü ay gibi gördüm. Bana baktı ve dedi ki:
- Hoş geldin ey İbrahim Havvas!
- Beni nereden tanıyorsunuz?
- Canımı cânâna teslim etmek istedim ve Hak teâlâdan sevdiği bir kulunu yanımda bulundurmasını niyaz ettim. Rüyâmda buyuruldu ki: "Yarın İbrahim Havvas sana gelecek!"
- Hastalığınız nedir?
- Bir gece dışarı çıkıp ibret nazarıyla gökyüzüne baktım. Kendimden geçtim. "Allahü ehad, verresûlü Ahmed" kelimesi dilime, mânası kalbime geldi. Bu kelimeyi dilimden düşürmez oldum. Bu sebepten, hâlime delilik alâmeti; bana da deli dediler.
- Bizim diyara gelmek ister misin?
- Oralarda ne var?
- Mekke, Medine, Beytül mukaddes oradadır.
- Sağ tarafına bak!
Baktım bir düzlükte Mekke, Medine ve Beytül Mukaddes karşımda duruyor, gördüm. Az sonra dedi ki:
"Vakit yaklaştı. İstek ve arzu haddi aştı." deyip Kelime-i şehâdet getirerek rûhunu teslim etti.