No Image
No Image Yunus Emre Hazretleri
No Image
 
Yunus Emre Hazretleri
Yunus Emre hazretleri, tasavvuf ehli, Hak âşığı bir zattır. Şiirleri, asırlar boyunca zevkle ve ibretle okunmuştur. Türbesi, Eskişehir'in Mihalıçcık ilçesine bağlı Yunus Emre köyündedir. Başka yerlerde de makamı (türbesi) olduğu bildirilmektedir.

1948 yılında, Ankara-Eskişehir demiryolu genişletilirken, Yunus Emre hazretlerinin mezarı kaldırılmak istendi. Fakat bütün gayretlere rağmen buna muvaffak olunamadı. Hatta bir defasında, döşenen rayların sökülüp 8-10 metre geriye atıldığı görüldü.
Bunun üzerine, yakındaki tepeciğin üzerine nakledilmesi düşünüldü.
 
No Image
Author Çocuk Pınarı News ID 1670 Hits 93 Created date Cuma, 08 Mayıs 2009 Read MoreDevamını oku...
No Image
No Image
No Image İyi İnsan Nasıl Olur
No Image
 
İyi İnsan Nasıl Olur
Medeni, kültürlü ve namuslu bir insan; her şeyden önce, dürüst ve çalışkandır. Tahsil yapmış veya okuyarak kendi kendini yetiştirmiştir. Sözü, özü doğrudur. İşlerini, son derece dikkatle, başından sonuna kadar takip eder. Gerekirse, normal iş saatleri'nden daha fazla çalışır.
          Vatanını, milletini ve bayrağını sever. Memleketin kanunlarına son derece saygılıdır. Onlara karşı gelmez. Âmirlerine itaat eder. Her bakımdan, iyi ahlâkıyla, çevresine örnek olur.
          İslâmiyetin emir ve yasaklarını iyi öğrenip, onlara titizlikle uyar. Çocuklarının, imânlı ve güzel ahlâklı yetişmelerine çok ehemmiyet verir. Onları, kötü arkadaşlardan ve zararlı yayınlardan korur.
          Verdiği sözü tutar. Zamanın kıymetini bildiği için, her işini dakikası dakikasına yapar. Üzerine aldığı bir işi bitirmeden, içi rahat etmez. Bir işi yarına bırakmak şöyle dursun, yarın yapılacak işi, mümkünse bugün yapar.
          Böyle kimseler, ruhunun temizliği yanında, vücut temizliğine de çok dikkat eder. Kullandığı eşyalar, yiyip içtikleri, evi, çevresi hep temiz olur. Ayrıca güleryüzlü, tatlı dilli, vakur ve kibârdır.
          Anasına, babasına, hocasına, büyüklerine karşı son derece saygılıdır. Herkesle iyi geçinir ve kendisi ile iyi geçinilir. Kibirli değil, son derece alçak gönüllüdür. Kimse ile münâkaşa etmediği gibi, kimsenin de kalbini kırmaz. İffetli, cömert, iyi niyetli, şefkatlidir. Kimseye hile, hıyânet ve kötülük yapmaz, böyle şeyleri düşünmez bile.
          Kötü huylardan hiçbiri kendinde bulunmaz. Buna karşılık, bütün iyi huyları kendinde toplamıştır.
          Böyle olan kimseler, dünyada rahat ettikleri gibi, âhırette de rahat ve huzûr içinde olurlar.
 
No Image
Author ismail hakkı özdilek News ID 1562 Hits 492 Created date Perşembe, 15 Ocak 2009 Read MoreDevamını oku...
No Image
No Image
No Image Rum İmparatoru ' nun Kızı
No Image
 
Rum İmparatoru ' nun Kızı
İbrâhim Havvâs hazretleri, İslâm âlimlerinin büyüklerinden ve evliyânın üstünlerindedir. Cüneyd-i Bağdâdi hazretlerinin talebesidir. Hicri 291 yılında vefât etmiş olup, kabri Rey şehrindedir. Kendisi başından geçen bir hâdiseyi şöyle anlatıyor:
          Bir sene hacca gitmeye niyet ettim. Bu niyetle yola çıkıp ne zaman Kâbe-i şerîf tarafına gitmek istedim ise, gayr-i ihtiyari ters istikâmete gidiyordum. Allahü teâlânın irâdesi beni batı tarafa çekiyordu. En sonunda İstanbul'a gitmeye karar verdim. Şehre girdim.Yüksek bir köşk gördüm. Kapı önünde bir kısım insanlar, bir araya toplanmışlardı. Yaklaştım ve sordum.
          - Niçin toplandınız?
          - Rum kayserinin kızı delirdi. Çâre bulmak için doktorları topladı.
           "Bunda bir hikmet olsa gerekir." dedim ve içeri girdim. Orada Kayser'in kızını ondördüncü ay gibi gördüm. Bana baktı ve dedi ki:
          - Hoş geldin ey İbrahim Havvas!
          - Beni nereden tanıyorsunuz?
          - Canımı cânâna teslim etmek istedim ve Hak teâlâdan sevdiği bir kulunu yanımda bulundurmasını niyaz ettim. Rüyâmda buyuruldu ki: "Yarın İbrahim Havvas sana gelecek!"
          - Hastalığınız nedir?
          - Bir gece dışarı çıkıp ibret nazarıyla gökyüzüne baktım. Kendimden geçtim. "Allahü ehad, verresûlü Ahmed" kelimesi dilime, mânası kalbime geldi. Bu kelimeyi dilimden düşürmez oldum. Bu sebepten, hâlime delilik alâmeti; bana da deli dediler.
          - Bizim diyara gelmek ister misin?
          - Oralarda ne var?
          - Mekke, Medine, Beytül mukaddes oradadır.
          - Sağ tarafına bak!
Baktım bir düzlükte Mekke, Medine ve Beytül Mukaddes karşımda duruyor, gördüm. Az sonra dedi ki:
          "Vakit yaklaştı. İstek ve arzu haddi aştı." deyip Kelime-i şehâdet getirerek rûhunu teslim etti.
 
No Image
Author ismail hakkı özdilek News ID 1560 Hits 268 Created date Salı, 13 Ocak 2009 Read MoreDevamını oku...
No Image
No Image
No Image Çok Kıymetli Bir Hediye
No Image
 
Çok Kıymetli Bir Hediye
Necmeddin-i Kübra hazretlerinin "rahmetullahi aleyh" en büyük talebelerinden olan Feridüddin Attar hazretleri "rahmetullahi aleyh", Hüsrevnâme isimli eserinde anlatır:
 
Abbasî halifelerinden Me'mûn zamanında çöllerde yaşayan bir köylü vardı. Su aramak için yola çıktı ve suyu bol olan bir yere vardı. Oradaki tatlı ve serin sulardan kana kana içti. Bu su kendisine o kadar çok tatlı geldi ki, sudan bir testi doldurup halifeye hediye götürmeye niyet etti. Aradaki mesafe çok uzak olmasına rağmen, testisini doldurup, yollara düştü. Epey müddet yola devam etti. Bu sırada Halife Me'mûn ma'iyetiyle birlikte bir yerden Bağdad'a dönüyordu. Köylü bu gelenin halife olduğunu anlayınca, derhâl yaklaşarak, halife ile görüşmek istediğini söyledi. Me'mûn; "Söyle bakalım. Ne istiyorsun?" dedi. O da; "Size kimsenin getirmediği çok kıymetli bir hediye getiriyordum" dedi. Me'mûn, hayretle ve merakla; "Hediyen ne imiş, görelim" dedi. Köylü testiyi halîfeye verdi. Halife köylünün durumunu ve maksadını iyi anladığından, onu üzmemek ve hayâl kırıklığına uğratmamak için, uzak yoldan gelmekle bozulmaya başlamış ve kokusu değişmiş olan bu sudan birkaç yudum içti. Sonra da ona bol miktarda para yardımında bulunup gönderdi. Köylü gittikten sonra, yanında bulunanlara şöyle dedi:
 
"Köylünün anlattıklarını siz de dinlediniz. O, en tatlı ve güzel suyun, getirdiği su olduğunu zannediyor. O kadar fevkalâde bir su olmadığını, üstelik getirdiği suyun da uzun yolculuk esnasında bozulup, koktuğunu da bilmiyor. Büyük bir ümid ile bize gelmiş. Eğer onu geri döndürmeyip birlikte Bağdat'a götürseydik, orada Dicle nehrini görünce, getirdiği bir testi suyun ne kadar ma'nâsız olduğunu anlayacak, daha fazla utanıp mahcûb olacaktı. Onun için onu geri gönderdim. Bir fakir bana iltica edip, iyilik ve ihsâna kavuşmak ümîdi ile elini uzatıp yüzsuyu döksün de, ben onu eli boş ve gönlü kırık olarak geri göndereyim, bundan hayâ eder utanırım."
 
No Image
Author ismail hakkı özdilek News ID 1552 Hits 332 Created date Çarşamba, 07 Ocak 2009 Read MoreDevamını oku...
No Image
No Image
No Image Deryaların Hocası: Muhammed Cevad Takî
No Image
 
Deryaların Hocası: Muhammed Cevad Takî

Bir gün halîfe Me’mûn’un avlanacağı tutar. Eh koca sultan bu, yayan yapıldak yola çıkacak değildir ya...
Etrafında seçme muhafızlar, av köpekleri, şahinler, doğanlar...
Âdeta küçük bir ordu ilerler, geçtiği sokakları toza, dumana boğar.
Kadınlar çocuklar kaçışır, önlerini boşaltırlar.
Ancak bir oğlancık şatafata aldırmaz, akranları sağa sola dağılırken yerinden bile kalkmaz.

 
No Image
Author Çocuk Pınarı News ID 1429 Hits 509 Created date Cumartesi, 23 Ağustos 2008 Read MoreDevamını oku...
No Image