Bir kimsenin, kendini başkalarından üstün bilmesine, ayıplarını görmeyip kendini beğenmesine ve yaptığı ibadetleri, iyilikleri beğenerek, bunlarla övünmesine ucub denir ki, kötü huylardandır.
Ucub sahibi yani kendini ve yaptıklarını beğenen kimse, hep ben, ben der.
Hadis-i şerifte;
(Günah işlemezseniz, daha büyük günaha yakalanmanızdan korkarım. O da, ucubdur) buyuruldu.
İnsanı ucba sürükleyen sebeplerin başında cehalet ve gaflet gelmektedir. Bu ucubdan kurtulmak için, her şeyin Allahü teâlânın dilemesi ve yaratması ile meydana geldiğini, akıl, ilim, ibadet etmek, mal ve mevki gibi kıymetli nimetlerin, Allahü teâlânın lutfu, ihsanı olduklarını düşünmek lazımdır.
Günah işleyenin boynu bükük olur ve tevbe edebilir. Ucub sahibi ise, ilmi ve ameli ile mağrur olur, egoist olur. Tevbe etmesi güç olur. Günah işleyenlerin iniltileri, Allahü teâlâya, tesbih çekenlerin övünmesinden iyi gelir. Ucbun en kötüsü, hatalarını, nefsinin hevasını beğenmektir. Hep nefsine uyar, nasihat kabul etmez. Başkalarını cahil sanır. Halbuki, kendisi çok cahildir. Bid’at sahipleri böyledir. Bozuk itikadlarını ve amellerini, doğru ve iyi bilip, bunlara sarılmışlardır. Böyle ucbun ilacı çok güçtür.
Sultan Behaeddin Veled anlatır:
“Babamla bir gün Hüsameddin Çelebi’nin bağına gidiyorduk. Babam beni bir katıra bindirdi. Kendisi, diğer talebelerle yaya gidiyordu. Ben babamın tam arkasında idim. Bir ara babam Mevlana hazretlerinin mübarek vücudunu, Allahü teâlânın izniyle büyük bir nurun kapladığını gördüm. Etrafa güneş gibi ışık saçıyordu. Hemen hatırıma, babamın büyüklüğünü inkâr edenler geldi ve; “Böylelerine şaşıyorum, niçin kötü düşünüyorlar?” diye düşünürken, babam geriye dönerek; (Ey Behaeddin! Sen babanı inkâr edenleri bırak da, kendi nefsini yola getir. Sakın ucub ve kibir hastalığına yakalanmayasın. Herkes yaya yürürken, sen binek üzerindesin. Bu kadarcık gönül yüksekliği, insanı ucba, kendini beğenmeye götürür, nefsinin ve şeytanın eline düşürür. Onlara hizmet ettirir) buyurdu.”
|