Peygamberimizin Evlenmesi Yazdır
Çarşamba, 14 Şubat 2007
ImageMuhammed aleyhisselâm yirmibeş yaşında iken ilk olarak hazreti Hatice ile evlendi. Hazreti Hatice, Kureyş kabilesinin Esed oğulları kolundan kırk yaşında ve dul idi. Fakat, malı, cemâli, aklı, ilmi, şerefi, nesebi, iffet ve edebi pek fazla bir hatun idi. Yüksek ahlâkı ve üstün vasıfları sebebiyle Kureyş arasında "Tahire (çok temiz)", İslâmiyet geldikten sonra da "Hadicet-ül-Kübra" ismiyle meşhur olmuştu.

Hazreti Hatice mallarını Şam tarafına götürüp Busra'da satan Muhammed aleyhisselâmın adaletini, üstün ahlâkını ve hakkında duyduğu, şahit olduğu hadiseler sebebiyle onu son derece takdir etmişti. Bu hadiseden kısa bir süre sonra, yakınlarının da kabul etmesiyle evlenmeleri kararlaştırıldı. Nikâh meclisi hazreti Haticenin evinde kuruldu. Ebu Talib ve Varaka bin Nevfel tarafından takdim konuşmaları yapıldı. Nikâhı Varaka bin Nevfel kıydı. Kureyş kabilesinin ileri gelenleri de nikâh şahidi olarak bulundular. Zamanının emsalsiz bir kadını olan hazreti Hatice, evlilik hayatı boyunca Muhammed aleyhisselâma daima hizmet edip yardımcısı oldu.

Muhammed aleyhisselâmın bu evliliği hazreti Haticenin vefatına kadar, on senesi Peygamberlik bildirildikten sonra olmak üzere yirmibeş sene sürdü. Muhammed aleyhisselâm, ilk hanımı hazreti Hatice hayatta iken başkası ile hiç evlenmemişti. Muhammed aleyhisselâmın hazreti Hatice'den ikisi erkek, dördü kız olmak üzere Kasım, Zeynep, Rukıyye, Ümmü Gülsüm, Fatıma ve Abdullah (Tayyip) adlarında altı çocuğu oldu. Peygamberliği sırasında evlendiği Mariye'den de İbrahim adlı oğlu doğmuştu. Diğer hanımlarından çocuğu olmadı. Zeynep kızlarının en büyüğü idi. En küçük kızı Fatıma babasının en sevgilisiydi. Hazreti Fatıma, babası kırk yaşında iken doğdu. Erkek evlatları küçük yaşta vefat ettikleri gibi hazreti Fatima'dan başka bütün kızları da ondan önce vefat ettiler. Hazreti Fatima da, Muhammed aleyhisselâmdan altı ay sonra vefat etti. Hazreti Ali ile evlenmişti. Muhammed aleyhisselâmın soyu hazreti Fatıma evladı, hazreti Hasan ve hazreti Hüseyin ile devam etti.

Resûlullah efendimiz ikinci defa olarak, ellibeş yaşında iken, hazreti Ebû Bekir'in kızı hazreti Aişe ile evlendi. Bunu, Hatice-i Kübra'nın vefatından bir yıl sonra, Allahü teâlânın emri ile nikâh eylemişti. Ölünceye kadar, sekiz sene onunla yaşadı.

Diğerlerini, hep hazreti Aişe'den sonra, dinî, siyasî sebeplerle veya merhamet ve ihsan ederek nikâh etti. Bunların hepsi dul olup, çoğu yaşlı idi. Meselâ, Mekke' deki kâfirlerin, müslümanlara eziyet ve zararları dayanılamayacak bir dereceye geldikte, Eshâb-ı kiramın bir kısmı Habeşistana hicret etmişti. Habeş padişahı Necâşi Hıristiyan idi. Müslümanlara çeşitli şeyler sorup, aldığı olgun cevaplara hayran kalarak îmâna geldi. Müslümanlara çok iyilik yaptı. İmânı zayıf olan Ubeydüllah bin Canş, fakirlikten kurtulmak için, papazlara aldanıp mürted olmuş, dinini dünyaya değişmişti.

Resul aleyhisselâmın halasının oğlu olan bu mel'ûn, karısı Ümm-i Habibeyi de dinden çıkıp zengin olmağa cebr ve teşvik etti ise de, kadın, fakirliğe ve ölüme razı olacağını, fakat Muhammed aleyhisselâmın dininden çıkmayacağını söyleyince, bunu boşadı. Sürünerek, sefaletten ölmesini bekliyordu. Fakat, az zamanda kendi öldü. Ümm-i Habibe, Mekke'deki Kureyşin o zamanki baş kumandanı Ebû Süfyan'ın kızı idi. Resûlullah efendimiz o zamanlarda, Kureyş orduları ile, çok çetin muharebelerle uğraşıyordu ve Ebu Süfyan, İslâmiyeti yok etmek için son gayreti ile çarpışıyordu. Peygamberimiz, Ümm-i Habibe'nin dininin kuvvetini ve başına gelen çok acı hali işitti. Necâşiye mektup yazıp, (Oradaki Ümm-i Habibe ile evleneceğim. Nikâhımı yap! Sonra kendisini buraya gönder!) şeklinde talepte bulundu. Necâşi daha önce müslüman olmuştu. Mektuba çok hürmet edip, oradaki müslümanları sarayına davet ederek, ziyafet verdi. Hicretin yedinci yılında nikâh yapılıp, hediye ve ihsanlarda bulundu. Bu suretle, Ümm-i Habibe, îmânının mükâfatına kavuşarak, orada zengin ve rahat oldu. Onun sayesinde, oradaki müslümanlar da rahat etti. Cennette, kadınlar kocalarının yanında bulunacakları için, Cennetin en yüksek derecesi ile müjdelenmiş oldu ki, dünyanın bütün zevk ve nimetleri, bu müjde yanında pek küçük kalır. Bu nikâh, Ebu Süfyan'ın ilerde müslüman olmakla şereflenmesini hazırlayan sebeplerden birisi oldu. Görülüyor ki, bu nikâh, kâfirlerin iftiralarının ne kadar yanlış ve çürük olduğunu bildirdiği gibi, Resulullahın "aleyhisselâm" aklının, zekâsının, dehasının, ihsanının ve merhametinin derecesini de göstermektedir.

İkinci misâl olarak; hazreti Ömer'in kızı Hafsa dul kalmıştı. Hicretin üçüncü yılında, hazreti Ömer, hazreti Ebû Bekir'e ve hazreti Osman'a kızımı alır mısın dedikde, düşüneyim, demişlerdi. Bir gün, Resûlullah efendimiz her üçü ve başkaları yanında iken, (Yâ Ömer! Seni üzüntülü görüyorum, sebebi nedir?) diye sordu. Bir şişedeki mürekkebin rengi kolay görüldüğü gibi, Resûlullah efendimiz de, herkesin düşüncesini, bir bakışta anlardı. Lüzum görürse sorardı. Ona, hatta herkese doğru söylememiz farz olduğundan, hazreti Ömer de, (Yâ Resûlallah kızımı Ebu Bekr'e ve Osman'a teklif ettim, almadılar) diye cevap verdi. Resûlullah, en çok sevdiği üç Esbabının üzülmesini hiç istemediğinden, onlan sevindirmek için, hemen buyurdu ki, (Yâ Ömer! Kızını, Ebû Bekir'den ve Osman'dan daha iyi birisine versem ister misin?).

Ömer şaşırdı. Çünkü, Hazreti Ebu Bekir'den ve Hazreti Osman'dan daha iyi kimse olmadığını biliyordu. (Evet, yâ Resûlallah) dedi. (Ya Ömer, kızını bana ver!) buyurdu. Bu suretle, Hafsa, Hazreti Ebu Bekir'in ve Osman'ın ve bütün mü'minlerin anneleri oldu ve bunlar, ona hizmetçi oldu ve hazreti Ebû Bekir ve Ömer ve Osman, birbirlerine daha yakın ve daha sevgili oldular.
Image
Üçüncü bir misal, hicretin beş veya altıncı senesinde, Beni Mustalak kabilesinden alınan yüzlerce esir arasında, Cüveyriyye, kabilenin reisi Harisin kızı idi. Bunu satın alıp âzâd ederek, kendilerine nikâh edince, Eshâb-ı kiramın "aleyhimürıdvân" hepsi, biz, Resûlullah efendimizin ailesinin, annemizin akrabasını cariye olarak, hizmetçi olarak kullanmaktan haya ederiz dedi. Hepsi, esirlerini âzâd etti. Bu nikâh, yüzlerce esirin âzâd olmasına sebep oldu. Hazreti Cüveyriyye bu hali her zaman söyleyerek öğünürdü. Hazreti Âişe, Cüveyriyye'den daha hayırlı, daha bereketli bir kadın görmedim, derdi.

Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmın çok evlenmesinin mühim bir sebebi de, İslamiyeti bildirmek içindi. Hicab âyeti gelmeden, yani kadınların örtünmeleri emir olunmadan önce, kadınlar da Resulullaha gelip, bilmediklerini sorar, öğrenirlerdi. Resûlullah efendimiz birinin evine gitse, kadınlar da gelir, oturur, dinler, istifade ederlerdi. Hicâb âyeti gelip, kadınların yabancı erkeklerle oturmaları, konuşmaları yasak edilince, yabancı kadınları kabul etmedi. Onların bilmediklerini, mübarek zevcesi hazreti Âişe'den sorup öğrenmelerini emir eyledi. Gelip soranların çokluğundan, hazreti Âişe, hepsine cevap yetiştirmeğe vakit bulamıyordu. Bu mühim hizmeti kolaylaştırmak ve hazreti Âişe'nin yükünü hafifletmek için lâzım olduğu kadar hanımı nikâh etti. Kadınlara ait yüzlerce nazik bilgileri, müslüman kadınlarına, mübarek hanımları yolu ile bildirdi. Hanımları bir olsaydı, bütün kadınların ondan sorması güç ve hatta imkânsız olurdu. Allahü teâlânın dinini tam olarak bildirmek için, çok evlenmek yükünü de omuzlarına aldı.

Muhammed aleyhisselâm, hazreti Hatice ile evlendikten sonra da Mekke'de ticaretle meşgul oldu. Ticareti Saib bin Abdullah ile ortaklık şeklinde yürütürdü. Kazançlarıyla misafirleri ağırlarlar, yetimlere ve fakirlere yardım ederlerdi. Muhammed aleyhisselâm yine bu sıralarda hazreti Hatice'nin kölesi Zeydi himayesine alıp onu kölelikten azad etti. O zaman küçük yaşta bulunan hazreti Ali'yi de yanına alıp evladı gibi yetiştirmiştir.
 
< Önceki   Sonraki >